Avusturya'dan Kaz Dağları'na göç! Toprağı kazmadan üretim mümkün: 'Türkiye'de zeytin topladık ve hayatım değişti'
Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr - 1985 yılında Edremit’te doğan Ferit Uzunoğlu, çocukluğunu aile işletmesinde geçirerek tarımla iç içe büyüdü. Üniversite eğitimini Avusturya’nın başkenti Viyana’da ziraat alanında tamamladı. Stajını ise Avrupa’nın önde gelen organik tarım araştırma merkezlerinden biri olan FiBL’de yaptı. Ferit’in eşi Gudrun Wagner ise Avusturya’nın Semmering bölgesinde, ailesinin işlettiği organik sertifikalı bir otelde büyüdü. Küçük yaşlardan itibaren gıdanın nereden geldiğini ve nasıl üretildiğini önemseyen Wagner, Viyana’da ziraat eğitimi aldıktan sonra organik tarım üzerine yüksek lisans yaptı.
‘TÜRKİYE’YE GELİP ZEYTİN TOPLADIK, HAYATIM BUNDAN SONRA DEĞİŞTİ’
Eğitim yıllarında Avrupa’nın farklı ülkelerindeki organik çiftliklerde çalışan Wagner, Fransa’da keçi peyniri üretiminden İtalya’da süt çiftliklerine, Almanya’da biyodinamik tarımdan Norveç’te atla yapılan tarıma kadar farklı deneyimler kazandı. Türkiye’ye ise bir zeytin hasadını görmek için geldi. "Avusturyalı olarak sadece salata üzerinde zeytinyağını biliyordum" diyen Gudrun, "Ferit ve arkadaşlar ile Türkiye'ye geldik, zeytin topladık ve hayatım bundan sonra değişti" şeklinde konuştu.
"Üniversitede ziraat mühendisi olan eşim ile tanıştım" diyen Ferit, “15 yıl önce elimizdeki imkanlar dahilinde peynir üretimine ve halihazırda zeytin ürünleri ve açık tarla ekilişi yaptık. Sonra büyük bir sabır ve aralıksız çalışma ile kendimizi geliştirdik. Edremitli olduğum için arazi varlığımız akrabalarım, yerel ağım hep burada. Bu bölgede olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. Arkamızdaki büyük dağ silsilesi güven veriyor. Coğrafyamız çok güzel” bilgisini paylaştı.

'ORGANİK TARIM TOPARAĞI BESLERKEN, KONVANSİYONEL BİTKİYİ BESLİYOR'
Adını İdamera koydukları çiftliklerinde uyguladıkları toprağı kazmadan tarım yöntemini anlatan Gudrun, “Sebze bostanlarında uyguladığımız bir yöntem. Sebze yataklarının olduğu yere kompostlaşmış gübreyi seriyoruz, damlama hatlarını çekip fide dikimini yaptıktan sonra malç yapıyoruz. Malçtan dolayı toprak güneşten ısınmıyor hassas bitki kökleri korunuyor, rüzgar erozyonu önleniyor. Topraktaki nem korunuyor ve ışık ile çimlenecek yabani ot tohumları baskılanmış oluyor. Çapa ile toprak karıştırıldığında alt katmandaki yabani ot tohumları geliyor ve tekrar çimleniyor. Solucanların yaptıkları kanallar da hem su kalıyor hem de havalanmış oluyor bunları çapa ile bozduğumuzda, bütün bu yapı zarar görüyor. Aslında biz en üste kompost koyuyoruz sonra solucanlar bizim için aşağıya çekerek karıştırıyor” dedi ve ekledi:
“Organik tarımın temel felsefesi toprağı beslemek üzerine, konvansiyonel tarım ise bitkiyi beslemek. Bu şekilde solucanlar toprakta kanallar açıp güzel gevşek bir toprak yapıyor, aynı zamanda organik materyalleri humus haline getiriyorlar, bunun dışında binlerce organizma toprağı canlı tutup bitkiler için ihtiyaçları olan element ve mineralleri hazırlıyorlar. Geleneksel tarımda her şey kısa vadeli verimlilik endeksli, maalesef yıllar içerisinde toprak fakirleşiyor. Bir de kontrolsüz bir şekilde pestisit kullanımı varsa toprak canlılığı da maalesef ciddi anlamda yok oluyor.”

'BİZ HER ŞEYİ YERELDE ÇÖZMEK İSTİYORUZ'
İnek sütünden 9 çeşit peynir, yoğurt ve süzme yoğurt ürettiklerini dile getiren Gudrun, “Bahçede sebze ve aromatik bitki yetiştiriyoruz. Özellikle 20 biber çeşitlerimizden hem tatlı hem acı turşu ve tatlı acı biber püresi üretiyoruz. Aromatik bitkileri kurutuyoruz, bitki çayı harmanları ve baharat harmanları hazırlıyoruz, peynir içinde veya etrafında da kullanıyoruz. Zeytinlikten ten siyah sofralık zeytin ve zeytinyağı da üretiyoruz” ifadelerine yer verdi.
"İneklere de hazır yem vermiyoruz, çünkü içinde GDO’lu soya ve mısır var ve onlar Arjantin ve Brezilya'dan geliyor' diyen Ferit, “Biz her şeyi yerelde çözmek istiyoruz, hem ineklerin doğasına daha uygun hem de karbon ayak izi daha küçük olsun.Yonca, Çayır otu, yulaf, saman ve sağım yaparken arpa ezmesi ve kepek veriyoruz. Yeni damımızı yaparken organik tarımın standartlarını uyguladık, ineklere ne kadar yer lazım mesela. Hayvan refahına göre bir dam yapmak istedik, hem hayvan hem insanlar için rahat olsun. İnekler yemleme koridorunda yem yiyorlar, hem inekler için rahat, daha az yem kayıp var. İnsanlar için de rahat oluyor böylece yem vermek. İneklere suni tohumlama yaptırmıyoruz, inekler doğal bir şekilde çiftleşiyorlar, onun için belli dönemlerde boğayı katıyoruz, bu şekilde gebe kalıyorlar. İnek ırklarımız yerli melezi. Yerli kırma bir ırk tercih ediyoruz çünkü onlar coğrafya ve iklime alıştı. Yüksek verimli ırklarda meme ve tırnaklarda sağlık problemleri daha çok olabiliyor" şeklinde konuştu.

‘YILIN HER GÜNÜ ÇALIŞINCA, ELBETTE KAZANIYORUZ’
"İneklerin boynuzlarını da kesmiyoruz, onlar için önemli bir organ ve sıcak iklimlerde soğutma için kullanıyor" diyen Ferit, “Buzağı, anneye bağlı bir sistem yapıyoruz. Doğumdan sonra buzağı ve annesi sürekli birlikte. Çünkü inek aslında buzağı için süt üretiyor. Sonra ve buzağı 5 aylık olana kadar, gündüz buzağı ve anne birlikte, akşam ayırıyoruz, sabah inekleri sağıyoruz, sonra tekrar anne ile birlikte kalıyor. Anne ve buzağı devamında bağı kurabilir, inek buzağıyı yalıyor ve anne çocuk ilişkisi devam ediyor. Buzağıları daha sağlıklı büyüyorlar, neticede inek buzağı için süt üretiyor, hastalıklar daha az yaşanıyor. Buzağı ve annenin ayrılması stres demek. Buzağı ishalleri de daha az oluyor. Ve bizim için daha az iş demek çünkü buzağılara mama hazırlamaya gerek yok” bilgisini paylaştı.
Kazancıyla ilgili, "Bu bizim için hayat modeli, bizim temel motivasyon para değil, biz önce hayatta ne yapmak istiyoruz, bizi ne memnun ediyor diye baktık" diyen Ferit, "Hem doğa hem insanları düşünerek bir iş yapıyoruz. Elbette para da lazım, bizim başka bir yerden gelirimiz yok, sabah 7 akşam 11, yılın her günü çalışınca tabi kazanıyoruz ama böyle bir yaşam tarzında ihtiyaçlar da farklı oluyor. Kazanım burada sadece parasal değil, sağlık huzur iyi gıda ve tatmin edici iş yapmanın mutluluğu. Bu arada, insanlara fiyat farkını da anlatmak lazım. Konvansiyonel ürün, ekolojik olmayan ürüne göre fazla ucuz çünkü dışsallaştırılmış maliyeti içinde hesaplanmadı. Mesela konvansiyonel tarım su toprak ve havayı kirletiyor. Eğer kontrolsüz bir üretim varsa pestisitler doğrudan sağlığı etkiliyor" ifadesine yer verdi.

Günümüzde giderek daha fazla insan doğal ve yerel üretime yöneliyor. Bu ilgiyi değerlendiren Ferit, “Bizce güzel bir hareket ama hem ekolojik hem de yerel ve mevsimsel ürün tercih olması lazım. En önemlisi tüketicinin üretici yanına gitmesi lazım, çiftlikte ve oradan üretim metodunu görmesi lazım. Yoksa doğal kavramını herkes kullanabilir ama aslında ürünlerin arkasında sadece güzel bir etiket ile tüketiciye bilinç ve bilgi sağlamak için yeterli değil” dedi ve sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Gidin bir çiftlikte bir sene çalışın, birkaç tane çiftlikte de olabilir ama bütün mevsimleri görün. Hangi alanda çalışmak istediklerini bilmeleri lazım. Onun için değişik çiftliklerde çalışmak faydalı. Katma değerli ürün üretmek lazım, kazanç için önemli bir faktör. Bütün çiftlik konseptini doğrudan satışa göre yapmak lazım, tüketici ile bir bağ kuruyorsun ve bağımsız olursun ve bütün emek sana kalıyor. Riski dağıtmak önemli, bunun için farklı ürünler üretmek gerekiyor.”
Kaynak: Milliyet