Duvarlar dile gelip tarihe ışık tutuyor
MELİSA VARDAL -Cumhuriyet döneminde mimarlıkla birlikte şekillenen seramik sanatının bugüne kadar büyük ölçüde kayıt altına alınmamış hafızası, Kale Tasarım ve Sanat Merkezi (KTSM) ile Şehrin Panoları iş birliğiyle yürütülen “Sanat ve Mimarlık – Sözlü Tarih Projesi” ile görünür hâle geliyor. Proje, yalnızca kamusal alandaki seramik panoları belgelemekle kalmıyor bu eserlerin nasıl üretildiğini, hangi ilişkiler ağı içinde ortaya çıktığını ve dönemin kültürel atmosferini sanatçıların doğrudan anlatıları üzerinden kayıt altına alıyor.

Şehrin Panoları Kurucu Ortakları Nurtaç Buluç ve Mustafa Ergül, bu çalışmanın çıkış noktasını sahada karşılaştıkları temel bir eksiklikle açıklıyor. Buluç, “Üretim süreçlerine, mimar-sanatçı ilişkisine ve dönemin koşullarına dair birincil anlatılar son derece sınırlı. Çoğu bilgi ya parçalı ya da hiç kayıt altına alınmamış” derken, sözlü tarih yönteminin bu boşluğu doldurduğunu “Yalnızca ne üretildiğini değil, nasıl ve neden üretildiğini de görünür kılıyor” sözleriyle ifade ediyor. Kale Grubu Kurumsal İletişim ve Etki Yatırımları Direktörü Simge Abay şehirlerde çoğu zaman fark edilmeden geçilen seramik ve mozaik panoların mimarlık ile sanatın bir araya geldiği önemli bir dönemin izlerini taşıdığını belirterek bu çalışmanın kentlerin kültürel hafızasına katkı sunacağını vurguluyor. Proje kapsamında yalnızca sanatçı anlatıları değil, aynı zamanda kişisel arşivler de incelenerek dijitalleştiriliyor. Böylece fotoğraflar, belgeler ve daha önce gün yüzüne çıkmamış eserler üzerinden kapsamlı bir kültürel bellek oluşturuluyor.

16 sanatçı ve mimar
2025 Ekim ayında İzmir’de başlayan proje, Bingül Başarır, Mehmet Tüzüm Kızılcan ve Mustafa Tunçalp ile yapılan ilk kayıtlarla hayata geçirilirken; Ocak 2026 itibarıyla Tülin Ayta, İlgi Adalan, Beril Anılanmert ve Doğan Tekeli ile gerçekleştirilen görüşmelerle genişletilmiş. Toplamda yaklaşık 16 sanatçı ve mimarla bir araya gelmeyi hedefleyen çalışma, Cumhuriyet’in ilk kuşaklarından günümüze uzanan bir hafıza zinciri kuruyor.

Ergül, projenin amacını “Cumhuriyet dönemi seramik sanatının mimarlıkla kurduğu ilişkiyi yaşayan tanıklıklar üzerinden görünür kılmak ve kalıcı bir hafıza oluşturmak” sözleriyle özetlerken bu sürecin kuşaklar arası bir aktarım alanı yarattığını vurguluyor. 1950’ler ve ‘70’ler arasında mimar-sanatçı iş birliklerinin bilinçli bir kültürel yönelimle geliştiğini belirten Ergül, bu dönemi sanatın kamusal alana taşındığı ve kent kimliğinin sanatla kurulduğu bir eşik olarak tanımlıyor. İstanbul Manifaturacılar Çarşısı (İMÇ), 4. Levent Mahallesi, Saraçhane Belediye Binası ve Ankara Eti Maden yapıları gibi örnekler, bu birlikteliğin somut karşılıkları arasında yer alıyor.

‘Hayata karışma gücünü sağlayan mimaridir’
Mustafa Ergül, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun “Bir tabloya en güzel ışığı, en uzun ömrü, en büyük seyirci kalabalığını; kısacası hayata karışma gücünü sağlayan mimaridir” sözlerini örnek vererek dönemin ruhunu özetliyor. Sanatçıların tanıklıkları, kamusal ölçekte üretimin sanat pratiğini nasıl dönüştürdüğünü de ortaya koyuyor. Bingül Başarır, 1950-70’li yılları seramiğin kamusal alanda en görünür olduğu dönem olarak tanımlarken Mehmet Tüzüm Kızılcan ise seramik panoları “gündelik yaşamın içinden olmayan, insanı bulunduğu ortamdan kısa süreliğine uzaklaştıran, algıyı açan” müdahaleler olarak yorumluyor. Yakın dönemde dijital olarak erişime açılması planlanan sözlü tarih kayıtları, hem araştırmacılar hem de genç sanatçılar için güçlü bir referans kaynağı oluşturmayı amaçlarken, kentlerin duvarlarında sessizce varlığını sürdüren birikimi geleceğe taşımanın da zeminini kuruyor.

Kaynak: Milliyet