Fransız efsanesinden veda
Fransa’nın dünyaca ünlü sinema efsanesi Brigitte Bardot, uzunca bir hastalık sürecininin ardından 91 yaşında hayatını kaybetti. Brigitte Bardot Vakfı, vefatı “Kurucu ve başkan Madame Brigitte Bardot’nun ölümünü büyük bir üzüntüyle duyuruyor. Dünya çapında tanınan oyuncu ve şarkıcı, hayatını ve enerjisini hayvan refahına ve vakfına adamayı seçti” sözleriyle açıkladı.
1934 yılında Paris’te doğan Bardot, zengin ve geleneksel bir Katolik ailede büyüdü. Bale eğitimi aldı, modellik yaptı. Henüz 15 yaşındayken Elle dergisinin kapağında yer aldı. O zamanki eşi Roger Vadim tarafından yazılan ve yönetilen 1956 yapımı “Et Dieu... créa la femme (Ve Tanrı Kadını Yarattı)” ile uluslararası üne ulaştı. Cinsel özgürleşmenin simgesi hâline geldi; 1950’ler ve ‘60’lar boyunca seks sembolü olarak anıldı. 1960’ların başında Henri-Georges Clouzot’nun “The Truth” filmindeki performansıyla David di Donatello En İyi Yabancı Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazandı. Tam da şöhretli yıllarında, 26’ıncı doğum gününde intihara kalkıştı. Sonrasında oyunculuk kariyeri hız kesmeden devam etti. Jean-Luc Godard’ın “Le Mépris” filminde başrol oynadı. Louis Malle’in “Viva Maria!” filmindeki rolüyle En İyi Yabancı Kadın Oyuncu dalında BAFTA Ödülü’ne aday gösterildi. Amerika Birleşik Devletleri’nde gişe fenomeni hâline geldi ve Hollywood filmlerinde çıplaklığın tartışmasının yasakladığı dönemde yabancı filmlerin Amerikalılar arasında popülerleşmesine vesile oldu. Müzikallerde de sahne aldı ve 60’tan fazla şarkı kaydetti. 1985’te ülkesinin Onur Nişanı ile ödüllendirildi.

Hayvan hakları aktivisti
Bardot şöhretinin zirvesindeyken 1973’te yani 39 yaşında “her gün güzel olmaktan bıktığını” söyleyerek oyunculuğu bıraktı. Fransız Rivierası’nda Saint-Tropez’deki evinde münzevi bir hayata başladı. Sonraki yıllarda, hayvan hakları aktivisti olarak tanındı. 1986’da hayvanları korumak için Brigitte Bardot Vakfı’nı kurdu. Kürk giymeye karşı çıktı ve plastik cerrahiye başvurmayı gururla reddetti.
Son yıllarda Bardot, azınlık ve yabancılar hakkında yaptığı ayrımcı açıklamalarıyla tepki çekti. 2003 tarihli “A Cry in the Silence” adlı kitabında, “Fransa’nın İslamlaşmasına” ve “yeraltında, tehlikeli ve kontrolsüz bir sızmaya” karşı çıktı. Açıklamalarıyla “ırksal nefreti kışkırtmak” suçlamasıyla birçok kez para cezasına çarptırıldı. 2017’de ortaya çıkan Harvey Weinstein skandalında, kadınlara yönelik istismarların afişe edildiği MeToo hareketinin karşısında yer aldı. “Rol almak için yapımcılarla flört eden birçok oyuncu var. O zaman, konuşulmak için taciz edildiklerini söyleyecekler. Ben, asla cinsel taciz kurbanı olmadım. Güzel olduğum söylendiğinde bunu iltifat olarak gördüm” dedi. 2012 ve 2017 başkanlık seçimlerinde aşırı sağcı lider Marine Le Pen’i destekledi; Le Pen onu “21. yüzyılın Jeanne d’Arc”ı olarak nitelendirdi.
Kaynak: Milliyet