Loading...

Türkiye mizah kalkanını kuşanmış

Türkiye mizah kalkanını kuşanmış

 

Melisa Vardal - Ocak 2026’da gerçekleştirilen çalışmaya göre toplumun önemli bir bölümü mizahı psikolojik bir denge aracı olarak konumlandırıyor; her 10 kişiden altısı gülmeyi doğrudan iyileştirici bir deneyim olarak tanımlıyor. Araştırmaya göre ekonomik ve sosyal baskıların arttığı dönemlerde sıkça anılan ‘ruj etkisi’nin Türkiye’de farklı bir karşılık bularak küçük tüketim alışkanlıklarının yerini stand-up ve mizah içeriklerinin aldığı görülüyor. Ocak 2026’da 2 bin 951 kişiyle gerçekleştirilen çalışmaya göre, katılımcıların yüzde 44’ü yalnızca gülmek ve eğlenmek için stand-up gösterilerine bilet alabileceğini belirtirken yüzde 32’si günlük stres ve ülke gündeminden uzaklaşmak için bu tür etkinliklere yöneldiğini ifade ediyor. Sosyalleşme ihtiyacıyla hareket edenlerin oranı ise yüzde 17’de kalıyor.

Baş etme aracı

Bu tabloyu Milliyet’e değerlendiren Klinik Psikolog Beldem Sekban, zor zamanlarda insanların olaylara espriyle yaklaşarak durumu daha tolere edilebilir hâle getirdiklerini belirterek, “Ruj etkisinde de insanlar ekonomik kriz gibi stresli yaşam olaylarıyla baş edebilmek için kendilerini ödüllendirmek, motivasyonlarını arttırmak için pahalı ürünler alamasalar da lüks hissi veren ürünlere yöneliyorlar. Yani amaç yine olayı, durumu tolere edebilmek, stresi azaltmak. İnsan zihni, zor zamanlarda yaşadıklarıyla baş edebilmek adına kendi içinde denge kurmak için yeni yollar arar. Mizah bu noktada devreye girer. Kişi, güldüğü şey üzerinde hâkimiyet kurar, kontrolü ele alır” diyor. Sekban’a göre mizah, yalnızca bireysel bir rahatlama değil; aynı zamanda toplumsal bir baş etme aracı: “Birlikte gülmek, insanlar arasında hızlı ve güçlü bir bağ kurar. Özellikle kriz dönemlerinde bu bağ, ‘yalnız değilim’ duygusunu pekiştirir. Problemin paylaşılması hissi kişilere iyi gelir.”

Ancak bu kahkaha çoğunlukla ekran başında atılıyor. Yine de sahne tamamen gözden düşmüş değil. “Neden canlı izlersiniz?” sorusuna verilen yanıtlar, mizahın kolektif tarafını açık ediyor: Yüzde 45 sosyalleşmek, yüzde 25 kalabalıkla birlikte gülmenin hissini yaşamak, yüzde 25 ise daha filtresiz, daha cesur sözler duymak için sahneye yöneliyor.

“Kaçıştan çok, zor olanla temas kurmanın bir yolu”

Klinik Psikolog Beldem Sekban: “Son araştırmalar, mizahın duyguları dönüştürmede ve yoğunluğunu azaltmada önemli bir rol oynadığını gösteriyor. Mizah, olayların eğlenceli yönünü görmeyi sağlayarak kişilerin zorlu deneyimlerle baş ederken farklı bir bakış açısı geliştirmesine yardımcı oluyor; böylece düşünceler değiştikçe duygular da etkileniyor. Klinikte sıkça görüldüğü gibi, danışanlar zor anlarını anlatırken bir noktada gülümseyebiliyor. Bu, yaşananı hafife almak değil; duygu yükünü azaltarak o deneyimin ağırlığını taşıyabilmenin bir yolu. Bu açıdan mizah, bir kaçıştan çok, zor olanla temas kurmanın bir yolu hâline geliyor. Psikolojik olarak mizah, zihnin kendini düzenleme kapasitesinin bir parçası olarak görülebilir. Kişi yaşadığı durumu inkâr etmeden ama altında ezilmeden bir denge kurmaya çalışır; mizah da bu noktada devreye girerek olayı değil, bakışı değiştirir ve stres yönetimine katkı sağlar. Ancak her mizah sağlıklı bir baş etme biçimi değildir. Bazen kişi sürekli şakaya vurarak durumdan kaçınabilir. Oysa her duygu ifade edilmek ister.”

Her şeyin şakası olmaz

Öte yandan herkes her şeye gülmüyor. Araştırma, toplumun mizah konusundaki sınırlarını da net biçimde ortaya koyuyor. Katılımcıların yüzde 58’i dini inançlar ve kutsal değerlere yönelik şakalara mesafeli dururken yüzde 55’i hastalık ve engellilik, yüzde 53’ü çocuklar ve istismar, yüzde 52’si etnik kimlik, yüzde 43’ü cinsiyet ve cinsel yönelim, yüzde 40’ı ise şiddet ve travma gibi başlıkların “şakası olmaz” diyor.

 


Kaynak: Milliyet