‘Linç kültürü önlenemez bir yükselişte’
EFNAN ATMACA - Sosyal medya, linç kültürü, bilgi kirliliği günümüzün en önemli sorunları. Sosyal medya insanı vezir de ediyor, rezil de. Hatta bu yılın kelimesi dijital vicdan. Ne gerçek ne değil bilmeden, sorgulamadan herkesin herkesi mahkûm edebildiği bir çağdayız. Suçun ispatı olmasa da suçlu var. “Arşimet Prensibi” işte bu konuları tartışan sert, güncel, tarafsız bir oyun. Yüzme havuzunun soyunma odasında geçiyor. Yüzme öğretmeni Jordi, havuza kolluksuz girmekten korkan bir çocuğu teselli etmek için fazla yakın davrandığı gerekçesiyle suçlanıyor. Jordi suçsuz olduğunu iddia etse de sosyal medya, whatsApp grupları çoktan kararı ve hükmü vermiş. Havuzun yöneticisi Anna da diğer yüzme öğretmeni de arafta. Oyun, gerçeğin ne olduğunu bize anlatmıyor. Şüphenin nelere yol açtığını sorguluyor. Bizi de o velilerden biri yapıp kendimize “Biz ne yapardık” sorusunu sormamızı sağlıyor. Özge Özder, Erdem Kaynarca, Alp Özbayram ve Onur Gürçay’ın oynadığı oyunun yazarı Josep Maria Miro, yönetmeni ise Ersin Umulu. Kaynarca, Jordi gibi çok katmanlı ve nefret, acıma, öfke duygularının ortasında yer alan bir karakterin üstesinden başarılı bir performansla geliyor. Özder’e şapka çıkarmak lazım. Aynı anda hem “Gidion’un Düğümü” hem de “Arşimet Prensibi”nde bir kadının üstleneceği en zor rolleri kotarıyor. Biz de oyunu Umulu ile konuştuk. “Arşimet Prensibi”; 25 Mart’ta Kozyatağı Kültür Merkezi’nde, 30 Mart’ta DasDas Sahne’de.
■ “Arşimet Prensibi” çok güncel bir konuyu çift yönlü tartışan, sert, soru işaretlerini tam olması gereken yere koyan bir oyun. Size en çok hangi soru işareti etki etti de bu oyunu sahnelemeye karar verdiniz?
Josep Maria Miro’nun kaleme aldığı “Arşimet Prensibi” oyununun etik sınırları, önyargıları, korkuları sorgulayan, sağlam bir dramatik yapısının olmasıydı. Günümüz dünyasında bizlerin yaşadığı gerçeklik algısı, şüphe, güven, suçlama üzerine bir tartışma yaratmasıydı. Suçun kanıtı olmadan suçlanmak. Ve tabii ki linç kültürü. Yazarın bu temalar üzerinden etik ve psikolojik bir tartışma sunuyor olması, bu oyunu sahneye koymamın en önemli noktaları.

■ Sosyal medya günümüzde insanı vezir de ediyor rezil de. Sizce birbirimizi dolduruşa mı getiriyoruz yoksa yüz yüzeyken söyleyemediklerimizi daha rahat ifade ettiğimiz için mi sosyal medyaya başvuruyoruz?
Sosyal medya şu anda küresel olarak bilgi ulaşım, bilgi iletişim ağı durumunda. İnsanları bilgilendirme, yaptığın işin görünür olmasını sağlama açısından sosyal medyanın önemi yadsınamaz. Son dönemde sosyal medyanın tekinsizlik ve kişisel nefret mecrasına evrildiğini görüyoruz. Etkileri sanal, sonuçları ise gerçek olan linç kültürü önlenemez bir yükselişte. Bir bilginin saniyeler içinde milyonlarca kişiye ulaşabilmesi, kontrolsüz bilgi yayılımını teşvik ediyor. Kullanıcıların çoğu içerikleri eleştirel bir gözle değerlendirme becerisine sahip değiller. Bu da beraberinde güvensizlik, toplumsal panik ortam oluşturuyor, kişilere ve kurumları olan güveni sarsıyor. Hızla yayılan paylaşımlar çok kısa sürede viral oluyor, hukuki sürecin önüne geçen, yargıyı bile etkileme gücüne sahip durumları görüyoruz. Klavye bu çağın giyotini.
■ Jordi suçlu mu suçsuz mu bilmiyoruz. Ama onun ‘ben artık nasıl öğretmenlik yapacağım’ sorgulaması çok etkileyiciydi. Anna’nın da konuyu diğer hocaya anlatırken eski dönem samimiyetini anlatıp konuyu tartışması. Bu yepyeni dünya düzeni ‘güvensizlik’ üstüne mi kurulu sizce?
Anna’nın oyunda etkili bir repliği var. “Şu an bunları kimse aklından bile geçirmez… Artık bunlardan daha masum şeyleri düşünmek bile imkânsız. Kimsenin aklına bile gelmeyecek ve yapsa bile başı ciddi belaya girecek şeyler. Sonunda bütün sorunları önlemek için çocuklarla baş başa bile kalamayacağız. Ama bunlar oluyor. Olmaya devam ediyor. Yuvada olanlar gibi. Bazen eskiden çok daha sık oluyormuş gibi geliyor. Niye böyle? Ne oluyor ya da böyle olması için biz ne yapıyoruz?” Olayın özünde antrenör Jordi’ye güvenip güvenmemek var. Oyunun merkezine şüphe duygusu hâkim. Ben de oyunu şüpheler üzerinden kurdum.
‘Tanık yok ama herkesin fikri var’
■ Peki herkes suçu ispatlanana kadar masumdur cümlesine, masumiyet karinesine ne oldu sizce?
“Arşimet Prensibi” oyununda adalet sisteminin dışında gelişen sosyal yargılamaların ne kadar yıkıcı olabileceği ve günümüz toplumunun ‘kanıtsız suçlama’ ile nasıl baş etmeye çalıştığı sorgulanıyor. Mahremiyetin yıkımı söz konusu dijital çağda, dedikodu ve söylentilerin insanların itibarını nasıl yok ettiğine tanık oluyoruz. Olayın tanıkları yok ama herkesin bir fikri var.
Kaynak: Milliyet